Enerji kavramının günümüz dünyasında ekonomik gelişim ve sosyal yaşam kalitesi üzerinde oynadığı olumlu rol son derece açıktır. Buna karşın, artan enerji tüketimi ve buna bağlı çevre problemlerinin yaşam kalitesini kabul edilebilir ölçülerin ötesinde olumsuz etkilemesinin de önüne nasıl geçileceği halen tartışılan ve ileriye yönelik arayışların devam ettiği bir konudur. Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerine göre bugünkü enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarının aynen devam etmesi durumunda, 2020 yılında dünya enerji ihtiyacının 1995 yılına göre %65 artacağı ve bu ihtiyacın %92’sinin fosil yakıtlardan karşılanacağı tahmin edilmektedir. Bu senaryoya göre aynı dönemde atmosferdeki karbon emisyonları %70 artacaktır.
Bu artış eğiliminin sürmesi durumunda ise, 2100 yılına kadar ortalama küresel sıcaklığın 1 ile 3,5 °C arasında yükselmesi ve buna bağlı olarak deniz seviyesinin yükselip, küçük adalar ile sahil şehirlerinin su altında kalması ve sıradışı iklim değişimlerinin oluşması ile tarım ve insan yerleşiminin olumsuz etkilenmesi söz konusu olacaktır. Bu durumda asıl üzerinde durulması gereken konu artan enerji talebini karşılamak için hangi enerji kaynaklarının kullanılması gerektiğidir. Japonya’nın Kyoto kentinde Aralık 1997’de düzenlenen ve “Sera Gazları Emisyonları Konusunda Kyoto İklim Değişim Protokolü” olarak adlandırılan toplantının katılımcı ülkeleri bugünkü ve gelecek nesillerin enerji üretim ve tüketim alışkanlıklarını değiştirmeye yönelik uzun vadeli bir süreci başlatmış oldular. Küresel ısınmanın gerçek ve ciddi bir sorun olduğunu kabul eden katılımcı ülkeler, 2008-2012 yılları arasında sera gazları emisyonlarını 1990’lı yıllardaki seviyesinden %5 daha aşağıya çekme konusunda bağlayıcı karar aldılar. Ancak enerji sektörü sermaye-yoğun bir yatırımdır ve değişiklik zaman ister. Enerji kullanımını kişisel alışkanlıkları değiştirerek veya bunlar üzerinde kısıtlamalar getirerek azaltmak kolay değildir. Bu nedenle, kısa vadede doğalgaz gibi daha az karbon yoğun yakıtlara geçilmesi eğiliminin artarak devam edileceği düşünülmektedir.
İstanbul’da Hava Kirliliğini Önlemede En Büyük Pay İGDAŞ’ındır.

1990’lı yılların başından itibaren İstanbul'da hava kirliliği insan sağlığını tehdit etmeye başlamıştı. Hava kirliliğinin çok yoğun yaşandığı kış günlerinde sokağa çıkma yasakları uygulanmış, televizyon ve radyolardan zehir raporları yayınlanmıştı. 1994 Yerel Seçimleri sonrasında İstanbul’da göreve gelen yeni yönetim soluk almakta zorlanan İstanbul için acil önlemler almaya başladı. Hava kirliliği ile mücadelede en etkili yöntem temiz yakıt kullanmaktır. Bu nedenle, bir taraftan İstanbul Büyükşehir Belediyesi kaçak ve kalitesiz kömürün şehre sokulmasını ve kullanılmasını önlerken, diğer taraftan İGDAŞ da temiz yakıt doğalgazı yaygınlaştırma çalışmalarını yürüttü. Özellikle kış aylarında bir kabus gibi İstanbul’un üzerine çöken kirli hava, doğa dostu doğalgazın yaygınlaştırılması ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin aldığı etkin önlemlerle tarihe karıştı.
Dünya standartlarına göre bir metreküp havada bulunması gereken maksimum kükürtdioksit (SO2) konsantrasyonu 150 mikrogram iken, İstanbul’da DİE verilerine göre 1994-95 kış aylarında ortalama 250 mikrograma kadar yükselmiştir. 1995-96 kış aylarında doğalgaz kullanımının yaygınlaşması ile bu değer 115 mikrogram/m3’e, 1998'de 38 mikrogram/m3’e ve ardından yıllar itibariyle kademeli olarak daha da düşerek 2008 yılı sonu itibariyle 7 mikrogram/m3’e kadar inmiştir. WHO (World Healthy Organization) Dünya Sağlık Örgütü Standartlarına göre sınır değer 125 mg/m3 olup, İstanbul’un kükürtdioksit oranının, bu değerin çok altında olduğu görülmektedir. Bu durum İstanbulumuzun hava kalitesi bakımından en sağlıklı değerlere sahip olduğunun ispatıdır. Bunda İGDAŞ’ın payı büyüktür.
Yaz ve kış aylarında İstanbul havasının kirlilik miktarları karşılaştırıldığında, hava kirliliğinin asıl olarak, doğalgaz dışındaki fosil yakıtlardan kaynaklandığı görülmüştür. Ayrıca bu yakıtların gerek şehre sokulması gerekse artan külün şehir dışına taşınması sırasında binlerce kamyonun hava kirliliği ve trafik sıkışıklığına sebep olduğu gerçeği ve daha bir çok neden İGDAŞ'ın yatırım atağına kalkmasına neden olmuştur. 1994 yılında ısınma amacıyla kullanılan kömür miktarı 9 milyon ton/yıl iken bugün doğalgazın yaygınlaşması ile neredeyse yok denecek kadar azalmıştır.
Çevre Yönetim Sistemi
İşletmelerin çevreye verdikleri veya verebilecekleri zararların sistematik bir şekilde azaltılması ve mümkün ise ortadan kaldırılabilmesi için geliştirilen sisteme “Çevre Yönetim Sistemi” adı verilir.
ISO 14001 Çevre Yönetim Sistemi Standardı ise;ürünün/hizmetin hammaddeden başlayıp nihai ürün haline getirilerek müşterilere sunulmasına kadar geçen sürecin her aşamasında, çevresel faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin gerekli muayeneler ve önlemler ile kontrol altına alınarak çevreye verilen zararın en aza indirilmesini sağlayan bir sistemi ana hatlarıyla tarif etmektedir.
Uluslararası Standartlar Organizasyonu tarafından yayınlanmış olan ISO 14001 bir ürün standardı değil, sistem standardıdır ve ne üretildiğinden ziyade, nasıl üretildiği ile ilgilenir.
İGDAŞ'ta Çevre Yönetimi
İstanbul'un kirlenen havasını temiz bir yakıt olan doğalgazla temizledikten sonra, artık çevreyle ilgili faaliyetleri belli bir sistem dahilinde yönetmenin gereğinin ortaya çıkması üzerine, 2004 yılında Çevre Yönetim Sistemi konusunda da çalışmalar başladı.
İlk olarak kuruluşun faaliyet alanlarında çevreyle ilgili boyutlar belirlendi. Bu faaliyetlerin iyileştirilmesi ve çevreye karşı etkilerinin azaltılması için gerekli faaliyetler planlandı. Bu bağlamda ilk olarak atıkların kaynağında ayrıştırılmasına başlandı. İGDAŞ çalışanları artık kağıt, cam, plastik, metal, pil, akü, yağ ve daha pek çok atığı kaynağında ayrıştırımakta ve bunların bilimsel bir şekilde çevreye zarar vermeden bertaraf edilmesine, ya da geri kazanılmasına katkıda bulunmaktadır. Ofislerde, sahalarda, şantiyelerde veya şebeke şefliklerinde ayrı ayrı kaplarda toplanan atıklar; İGDAŞ'ın Anadolu yakasında Ünalan ve Avrupa yakasında da Küçükçekmece ambarındaki atık toplama merkezlerine taşınmakta, buralarda ayrı ayrı depolanan atıklar, daha sonra bertaraf veya geri kazanım tesislerine lisanslı araçlarla gönderilmektedir. İGDAŞ yöneticileri ve çalışanlarının atıkların bu şekilde toplanması ve değerlendirilmesiyle çalışmalara tahmin edilenden daha fazla ilgi göstermeleri dikkat çekmektedir. İGDAŞ bunun yanı sıra; enerji ve kaynak tasarrufu, gürültü kirliliği ve hafriyat atık sahalarının usulüne uygun kullanımı gibi çevreyle ilgili pek çok konuda da diğer kuruluşlara örnek teşkil edecek faaliyetleri sürdürmektedir.
Bu konuda teknik şartnamelerde gerekli değişiklikler yapılarak ve eğitimler verilerek, taşeron ve müteahhitlerin de aynı doğrultuda çevre etkilerini iyileştirme çalışmalarına katkıda bulunmaları sağlanmaktadır.
Tüm bu çalışmalar neticesinde İGDAŞ 09.11.2004 tarihinde ISO 14001 belgesine sahip olmaya hak kazanmış ve çevreye olan duyarlılığını belgelendirmiştir. Halen çalışmalar bu yönetim sisteminin gereklerine uygun olarak sürdürülmektedir.
www.tema.org.tr ( Tema Vakfı )
www.cekulvakfi.org.tr ( Çevre ve Kültür Değerlerini Koruma ve Tanıtma Vakfı )
www.turmepa.org.tr ( Deniz Temiz Derneği Turmepa )
www.cekud.org ( Çevre ve Kültür Kuruluşları Dayanışma Derneği )